AFIAP Şenol Zümrüt İle Röportaj

AFIAP Şenol Zümrüt
Röportaj

AFIAP Şenol Zümrüt

AFIAP Ünvanlı Fotoğraf Sanatçısı Şenol Zümrüt bizi kırmadı ve sanatçıyla çok keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. Kendisine şükranlarımızı sunuyoruz.

Ödüllü Fotoğraflar – AFIAP Şenol Zümrüt

Kısaca kendinizden bahseder misiniz?

1967 Yalova doğumluyum. İlk ve orta öğrenimimi Yalova’da , liseyi 1984 yılında İzmir’de tamamladım ve 1989 yılında Kara Harp Okuldan mezun oldum. 2004 yılında İstanbul Yıldız Teknik Üniversitesi ve 2007 yılında Ankara Atılım Üniversitesi’nde yüksek lisans, 2017 yılında ise Anadolu Üniversitesi Fotoğrafçılık ve Kameramanlık ön lisans eğitimlerimi başarıyla tamamladım. 2019 yılında AFIAP (Artist Federation Internationale de l’Art Photographique ) uluslararası fotoğraf sanatçısı ünvanına layık görüldüm.

Fotoğraf makinesiyle tanışma hikayeniz nedir?

Güzel sanatlara olan ilgim öncelikle resim daha sonra karikatürle başladı. Lise yıllarında karikatüre olan ilgim artarak devam etti ve iki karikatür sergisi açtım. Ancak ilerleyen yıllarda merak duyduğum bu alanlar yalnızca izleyici-okuyucu ilişkisi şeklinde devam etti. Güzel sanatlara olan ilgim gün geçtikçe müzik alanına doğru evrildiğinden gitar ve tenor saksafon dersleri almaya başladım. Amatörce bu sazları çalmaya çalıştım ve sazlara olan düşkünlüğümün sonucunda sahip olduğum enstrümanlar sanki iyi bir koleksiyona dönüştü. Evimde bir Avusturya duvar piyanosu, bir klasik gitar, iki elektro gitar, bir yan flüt, mandolin, yaylı tambur, bir hava ile çalışan org var.

Fotoğraf merakım 1989 yılında İstanbul’da sınıf okulunda iken başladı ve o yılların İstanbul’unu mevcut haliyle belgeleme isteği duydum ancak bunu başaramadım. Zaten bir de Bayburt’a görev gereği tayin olmuştum. Bu da fotoğrafa olan ilgimin on yıl ertelenmesi demek oldu. 1999 yılında İstanbul macerama geri döndüm. Vakit geçirmeksizin Sirkeci’den bir klasik ZENİT fotoğraf makinesi aldım ve başladım çekmeye. Bu sayede, adım adım gezerek İstanbul’u öğrenir oldum. Böylece herhangi bir kursu takip etmeden, tamamiyle kendi kendime ve deneme yanılma yoluyla birçok rulo fotoğraf filmini mahvettim. İki yıllık İstanbul macerası bitince Ankara’ya tayin oldum ve bu süreçte fotoğraf serüveni mecburen ilgi açısından arka sıralarda kaldı.

2011 tarihinde Erzincan’a tayin olunca eski ilgim yeniden canlanır oldu. İnternetten basit bir kompakt makine aldım ve fotoğrafla olan ilişkim kaldığı yerden devam etti. Ancak yoğunluktan ve anlaşılan eski sevdamız tam alevlenmemiş ki aldığım kompakt makine 1,5 yıl odamdaki dolabın içinde unutulmuşçasına bekledi.

Yeniden fotoğrafçılığa dönüşünüz nasıl oldu?

Sevgili dostum Hüseyin TUNCER ile tanıştım. İyi bir fotoğrafçı olan Hüseyin beni cesaretlendirdi ve yeniden fotoğraf ile ilgilenmeye başladım. Bu konuda Hüseyin TUNCER’e ne kadar teşekkür etsem azdır. 2013 yılında bir kez daha Ankara’ya tayin olup görevim gereği ülkenin birçok yerine gitme şansına erişince, bu fırsatı fotoğraf ile değerlendirmeye karar verdim. Her gittiğim yeri öncelikle belgelemek kaygısıyla fotoğrafladım ve bunu yapmak artık sevgi derecesini aşarak sanki bir mecburiyete dönüştü.

Belgelemek yolu ile fotoğraf serüvenine başlayınca dünyanın farklı ekollerine sahip fotoğrafçılarını takip etme, inceleme ve araştırma yolu ile tanımaya çalıştım. Sonra sevgili arkadaşım Ali Rıza DEMİR (MFIAP) ile tanıştım ki onun katkılarını anmamak haksızlık olur. Bu arada fotoğraf ile ilgili ne kadar yayın , kitap, belgesel vb. varsa elimden geldiği kadar takip etmeye çalıştım. Bununla birlikte Anadolu Üniversitesi Fotoğrafçılık ve Kameramanlık ön lisans programını bitirdim. Ayrıca bu süreçte ulusal ve uluslararası yarışmalara katıldım. Bu yarışmalar sonunda uluslararası fotoğraf sanatçısı ünvanına ve AFIAP derecesine layık görüldüm. 

Sizi daha çok soyut fotoğraflarınızla tanıyoruz. Bununla birlikte “Ankara’da Yitik Mekanlar ve Zamanlar” fotoğraf gösterinizde belgesel, sokak ve mimari fotoğraflarınızla karşımıza çıktınız ve o gösteriniz oldukça ses getirdi. Bu çalışmalarınızı hazırlarken neler hissettiniz?

Yarışmalar neticesinde birçok ödül kazandım. Aynı dönemde fotoğrafçılığın çeşitli türlerinde fotoğraflar çektim ve bunun sonucunda beni mutlu eden çalışmalarımın soyut fotoğraf anlayışı olduğuna kanaat getirdim. Soyut çalışmalar beni mutlu ediyordu ancak kentlerin kaybolmaya yüz tutmuş değerleri yok olmadan belgelemek isteği yine de beni heyecanlandırıyordu. Bu çalışmalar sonucunda Ankara’da Yitik Mekanlar ve Zamanlar adlı gösteriyi hazırladım.

Ankara’da Yitik Mekanlar ve Zamanlar Fotoğraf Gösterisi – Şenol Zümrüt

Bu heyecanımı Diyarbakır Suriçi ile devam ettirdim. Halihazırda Erzurum iline yönelik bir gösteri hazırlıyorum. Bu çalışmaları hazırlarken, yani kentlerin tarihi ve mimari değerlerini belgelerken o mekanlarda yaşayan insanlar ile temas sağlamak ve onlarla dostluk kurmanın anlatılmaz hazzını yaşadım diyebilirim.

Fotoğraf sanatçısı kimliğinizin yanında entelektüel bir yönünüz de var. Bunu yayınlanmış makalelerinizden anlıyoruz. Fotoğraf sanatına, somuttan soyuta ana fikriyle felsefik bir bakış açısı kazandırıyorsunuz. Bu özgün duruşunuzla fotoğrafı nasıl tanımlıyorsunuz? Kendinizi fotoğrafçılığın neresinde görüyorsunuz?

Fotoğraf çekmenin dışında o sanatın felsefesini, tarihini diğer sanat dallarıyla olan ilişkisini öğrenme çabalarıma nefes olan değerli Haluk Naci GÜLALP’i anmadan geçemeyiz. Büyük bir sabırla gecenin ilerleyen saatlerinde telefonla yaptığımız mütalaalar ile fotoğraf seçimlerinde, yazacağım makalelerde beni hep desteklemiştir.

Fotoğrafçılığın yanında alanlarına da ilgi duyduğumu belirtmiştim. Çanakkale Üniversitesi’nin düzenlediği uluslararası kongrede plastik sanatlar dalında katıldığım fotoğraf yarışmasında özel makale yazma ödülüne layık görüldüm ve uluslararası endeksli Rating Academy dergisine Somuttan Soyuta adlı bir makale yazdım . Soyut anlayışına ilgi duyduğumu daha önce de belirtmiştim. Soyut fotoğraf çekiminin ne anlama geldiğini, nelere dikkat etmenin gerektiğini, inceliklerini, bu konularda neler düşündüğümü açıklamaya çalıştığım bir deneme oldu. Daha sonra yine uluslararası academia.edu dijital platformunda Beğeni Anlayışının Sıradanlaşması ve Donuklaşması adlı bir makalem daha yayınlandı.

Şenol Zümrüt olarak fotoğrafçılığın neresinde olduğuma gelince bunun açık bir tanımlamasını yapmanın kolay olamayacağına inanıyorum. Haluk Naci GÜLALP’in tanımlamasıyla fotoğrafçı bir avcıya benzer, elinde makinesi avlayacağı şeylere odaklanır. Ben de elimde makine varsa dolaştığım yerlerde fotoğraf değerine uygun bir an ya da olay görürsem çekmeye çalışırım. Makinem ola ki yanımda değilse gözümle o fotoğrafı çeker, uygun olayı hafızama yazarım ve daha sonra o yere giderek hafızamdaki fotoğrafı çekerim. Fotoğraf çekerken dediğim gibi insanlarla olan temas ve ilişkilere büyük önem veririm. İnsanlarla kurduğum temaslar sonucunda arkadaşlıklar ve dostluklar geliştiririm bu da benim kazancım olur. Salt fotoğraf çekmek bana pek anlamlı gelmiyor.

Sanatçıyı Takip Et